Sanırım her şeyden önce, satış kökenli olduğu için “gerçek reklamcı” olarak bol bol andığım rahmetli
Ogilvy’nin yarattığı ekolün koyu bir savunucusu ve takipçisi olduğumu söylemeliyim. Satış kökenli bir reklamcı olarak Türk Reklam sektörünün içerisinde bulunduğu sanatsal hülyalardan kurtulması için bir savaş verilmesi gerektiğini düşünüyor ve her fırsatta bildiğim en sert, en sivri üslup ile eleştirmeye çalışıyorum. Satış deneyimi olmayan reklamcıların, satış odaklı reklam yapmasını beklemek kalp ameliyatı videoları izleyerek cerrah olduğunu söyleyen birine güvenmekten farklı değildir.. Pazarlama iletişimi, marka iletişimi cümlelerine sığınan bu sahte doktorların uydurma jargonlar ile reklam verenleri aldattıklarına ve müşterilerine sundukları boş hayaller ile sektörü küçük düşündürdüklerini söylemek can sıkıcı olsa da doğrunun ta kendisidir. Türk Reklamcılığının içerisinde bulunduğu bu acınası durumu, hayatlarında tek bir kalem bile satmamış reklam yazarlarının, tasarımcıların bir şekilde stratejik kararlar alan reklam yöneticilerine dönüşebilmelerine borçluyuz. Reklamın tek amacının satmak olduğunu hatırlatmaya çalışıyorum. Satmayan reklamları eleştirdiğimde karşılaştığım jargon cambazlarından ve fanatiklerden rahatsız oluyorum.
Reklam ajanslarında çeşitli pozisyonlarda hizmet vermeye başlamazdan evvel iki farklı çok-uluslu firmanın satış ve pazarlama ekiplerinde görevler almaktaydım. 2009'dan bu yana iletişim süreçlerini sanat atölyelerinden bozma ajanslara teslim etmek istemeyen profesyonel markalara bütünleşik pazarlama iletişimi, konumlandırma ve satış stratejileri konularında danışmanlık hizmeti vermekteyim.
Blog içerisinde de görmüş olabileceğiniz üzere vakit buldukça müzik ve yanı sıra tiyatro oyunlarının çevirileri ile ilgileniyorum.